td { font-family: "Trebuchet MS"; tahoma, tahoma, sans-serif; font-size: 9pt; line-height: 1.7; color: #DDDDDD; } td.title { border-bottom: 1px dashed #333333; } td.leftside { padding: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; } td.rightside { padding: 10px; border-left: 1px dashed #333333; line-height: normal; } td.eyes { padding-left: 10px; padding-bottom: 3px; } div.avatar { float: left; margin: 5px; margin-left: 0px; margin-bottom: 0px; } h2 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 20pt; color: #FFFFFF; margin-bottom: 12px; } h3 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 10pt; color: #FFFFFF; margin-bottom: 2px; } font.gray { color: #777777; } div.author { margin-top: 3px; margin-bottom: 6px; } a:link { color: #EEEEEE; } a:visited { color: #EEEEEE; } a:hover { color: #6699FF; }




yarın cennet olacak...



2/5/2009 - göllerin sevdası.

Pazartesi günü, ( iş amaçlı ve bu amacı turistik geziye de çevirebilirim düşüncesiyle katıldığım ) Erivan'dan   yaklaşık 60 km. mesafede ve daha  güneyde bulunan bir eyaletle tanışmaya gittik. Şantiyeden çıkarken hayalimi tazelemek ve gözümde canlandırmak istedim.

 Çoklukla yaptığım şeydir. Bir oyun. Acaba hayalimle gerçeklik hiç örtüşecek mi diye kendimle oynadığım bir oyun. Kuralsız, zihnimin gitmeleri yüreğimin ağzıma gelmeleriyle oynanan bir oyun.


Yaklaşık üç aydır Ermenistan'ın başkenti Erivan' da ( yerli dilde yerevan) yaşıyorum. Türkiye'ye bir ağrı kadar uzaklıkta. Evet, aramızda Ağrı Dağı var,

bir de yürek ağrısı.


Kegarkunik eyaletine gidiyoruz. Eyalet merkezi Gavar şehri. En çok merak ettiğim görmek istediğim ise Sevan idari birimi

içinde yer alan Sevan Gölü. Yaklaşık 1300 m2 olan gölün derinliği 85 metre kadarmış. Bir çok nehrin ve derenin oluşturduğu bir göl Sevan. Üzerinde bir yarımada ve bu yarımadada bir manastır var. Rüya gibi bir yer. Nehirlerin boşaldığı,

üzerinde yarımada olan, adının neden deniz değil de göl olduğu düşüncesinin akla geldiği ve

deniz seviyesinden yaklaşık 1200 metre yükseklikte olan bir göl. Doğanın sorduğu tuzaklı bir bilmece gibi.

Sovyet zamanında hidroelektrik enerji üretmek için sulama suyu olarak kullanılan  gölün suyunda hissedilir biçimde azalma olduğu söyleniyor...


Dudağımda buruk, şaşkın bir gülümseme ile dolaşmaya başladım. Anlatmayı becerebilir miyim bilmiyorum.

Umarım ben de dudaklarınıza bir gülümseme bırakabilirim.


Manastır; ermenicede Vank demektir.


Sevan gölünün üzerindeki manastırın adı Sevanavank'tır. Yani Sevan Manastırı. 854 yılında yapılmıştır.

1950 lerden bu yana da bir çok kazı yapılmış. Bir çok mezar taşları, hisarlar ve sivil yerleşim örenleri bulunmuştur.


Bu yarımada da çocuklar oynamış demek ki. Neşeli çığırışlarını duymak istedi kulaklarım. Çocuklar olmayınca mı bu kadar, kulakları sağır edecek kadar sessizleşti acaba buraları...


Yarımadanın üzerinde manastırı bir yanıma alıp gölü seyrederken, aklım nerelere gitti,

geri döndü yine gitti kalemim yetmez dilim anlatamaz. Hava çok soğuk – 10 derecelerde. Üzerim kalın ama başım açık.

Derinlerime kadar çekebildiğim kadar derin soluklar içinde seyrettim gölü.bİr ömür seyredilebilecek bir güzellik.

Masmavi, nazli gelin edasıyla salınıyor rüzgarda.


Sevan gölü en çok balık çeşitleriyle tanınmış dünyada. İshan ya da yerli dilde sig denilen bir balık türü var yalnızca Sevan'da yaşayan. Sevan alabalığı deniliyor. Türü tükenmek riskiyle karşı karşıya olan.

Neyin türü tükenme tehlikesiyle karşı karşıya değil ki diye sızladı içim...Neyin değil.


Bu riskten ötürü Kırgizistan  Issık gölüne  taşınmış ishan balığı..Belki oralarda da yaşatılırsa türün tükenmesinin bir nebze de olsa önüne geçilebilir diye.


Çok rüzgarlı bir yer..Aklıma Rüzgarlı Tepe filmini getirdi birden. Belki de adını yanlış anımsadım. Scarlet O' Hara oynuyordu.

Siyah beyaz bir filmdi sanırım. Robert Mitchum'da var mıydı. Yasak bir aşkın legal kahramanlarımıydılar.

Aklım bana neden oynuyorsun ? Akıllıca anlatabilir miyim bunu....Rüzgar savuruyor beni..Arkamdaki Kegam dağları olmasa uçabilirim sanıyorum..

Gölün kıyısında bir çok tesis var. Balıkçı lokantaları var.oteller var.plajlar var.


Balığımızı yedik, şarabımızı içtik..

 

Başım dağlar kadar dumanlı, gözlerim isli dolanıyorum gölün kıyılarında..Suya değmek istedim. Eğildim pa(r)çalarımı topladım..Ayakkabılarımı çoraplarımı çıkardım. Su çok soğuk, buz gibi..Yüzebilir miyim diye geçirdim içimden,

mayomu getirseydim keşke ?


Göllerin sevdası düştü aklıma...Suyun, balığı, yosunu, taşı, manastırı bırakıp gökyüzüne yükselişi, sonra yeryüzüne inişi geldi aklıma..Suyun yağmur oluşu, yağışı denizlerin, toprakların, sevdalandığı göllerin üzerine...


Göl dile geldi, bana göre geldi..ben duydum..seslendi, çığlık oldu sonra..ben duydum... göl oldum.

 

Sevan Sapanca'yı seviyor.

Sevan Sapanca'yı seviyor.


İlkay Aydın

20 Aralık 2006 Çarşamba 07:35:31

 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

b-iz.

/

kara'lanmasi ancak ak kağıtta
mümkün olan sevdanın
tükenmez dediğimiz
bi kalemle olusturuluyor olmasıdır anlattığım.

bir kalemin bir insan ömrünü
kırılarak bitirebildiği gibi
bir kalemin bir sevdayı
sonsuz kılmasıdır anlattığım.

yerli limitsiz sözcüklerde
ömrümce
ve sonsuza kadar
yasanabilecek bir "b-iz" olmasıdır anlattığım.




Ana Sayfa
Künye
Arşiv


MusicPlaylistRingtones
MySpace Playlist at MixPod.com